Türkiye Hukuğunda Hayvanlar

Türk Hukuk Sisteminde Hayvanlar

Hayvanlar, uygarlığın başlangıcından itibaren insan toplumlarında önemli roller üstlenmişlerdir. Başlangıçta hayvanlar yiyecek amacı ile avlanılmşlar; kemikleri ve derileri barınma, giyinme ve el aleti yapmak amacı ile kullanılmıştır. Daha sonra da yük hayvanı, yiyecek, giyecek ve daha bir çok amaç için evcilleştirilmişlerdir. Günümüzde bir çok insan (çiftçiler, hayvan sahipleri, hayvan üreticileri, hayvanat bahçesi sorumluları), hayvanların çeşitli amaçlarla kullanılabileceğini düşünmekle birlikte onlara karşı daha duyarlı olunmasının mecburi olduğu ortak fikrinde birleşmişlerdir. Bunun neticesinde da bazı ülkeler hayvanlara karşı eziyeti önlemek amacı ile kanunlar çıkarmışlardır.

 

Hayvanları Koruma Kanunu

Hayvanları Koruma Kanunu; bir ceza yasası olmayıp bir kabahatler kanunu düzenlemesidir. Yani, sahipsiz hayvana kötü muamele yapan kişi, mahkemelerde yargılanmamakta, yalnızca idari para cezası ile cezalandırılmaktadır.

Yasanın birinci maddesinde kanunun amacı; “Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi biçimde korunmalarını, her çeşit mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.” biçiminde belirlenmiş ve herhangi bir ayrım yapılmaksızın “hayvanlar” ifadesine yer verilmiştir.

Aynı Yasanın tanımlar başlıklı, üçüncü maddesinde; hayvanlara ait; yaşama ortamı; evcil hayvan, sahipsiz hayvan, güçten düşmüş hayvan, ev ve süs hayvanı, kontrollü hayvan gibi tanımlamalar yapılmıştır.

Yasanın ülkeler başlıklı dördüncü maddesi hayvanların korunmasına ve rahat yaşamalarına ilişkin ilkeleri kapsamaktadır. Beşinci madde “Hayvanların sahiplenilmesi ve bakımı”na, altıncı madde ise “sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması”na ait hükümler içermektedir. Yasanın “Yasaklar” başlıklı 14. Maddesinde; hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, aşırı soğuk veya sıcağa maruz bırakmak, aç ve susuz bırakmak, hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmak, işkence etmek gibi eylemlerle beraber Pitbull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek yasaklanmıştır.

Yasanın “Cezai Hükümler” başlıklı dördüncü kısmı; kanunun bir kabahatler kanunu düzenlemesi kalitesini açıkça ortaya koymaktadır “idari para cezası verme yetkisi, cezalar, ödeme süresi, tahsil ve itiraz” ifadelerine yer verilmiştir.

 

Türk Ceza Kanunu

Türk Ceza Kanununun Madde 151/1 ve 2’de “mala zarar verme” ile ilgili hükümler yer almıştır ve 151/2’de “Haklı bir neden olmaksızın, sahipli hayvanı öldüren, işe yaramayacak hale getiren veya değerinin azalmasına neden olan kişi …” ifadesine yer verilmiştir.

Herhangi bir şekilde bir hayvana zarar verildiği durumda hayvan sahibi çeşitli nedenlerle hayvanın fatura bedelinde meydana gelen zarar ve ziyandan dolayı savcılığa suç duyurusunda bulunduğunda savcılık tarafından Türk Ceza Kanununun 151/2 maddesinden dava açılmaktadır. Böyle bir olay karşısında da hayvan sahibinin mal varlığı zararı, bir şekilde giderildiğinde, şikâyetten vazgeçme ile devam eden dava düşmektedir.

Savcılığın kendiliğinden soruşturma açma ya da şikâyete karşın davaya devam etme yetkisi yoktur, ceza yargılaması olduğu yerde durur.
Yasanın “Çevrenin kasten kirletilmesi” başlıklı 181. Maddesi ve “Çevrenin taksirle kirletilmesi” başlıklı 182. maddesinde “insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya taksirle verilmesine neden olan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Yasanın 226. maddesi “Müstehcenlik” başlığıyla verilmiş ve Madde 226/4 te “şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.”, ve madde 226/5’te ise “Üç ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne
kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.” ifadeleri yer almıştır.

 

Kabahatler Kanunu

Kabahatler Kanununun sadece ikinci maddesi ele alınarak yasaların yaptırım şekillerinin belirlenmesinde etken olan fiillerin tanımlanma şekli ve bu tanım; incelenen iki yasanın temelini ve uygulanma şekillerini göstermesi açısından önemlidir.
Yasanın “Tanım” başlıklı 2. Maddesi kabahat sözcüğünü “Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır.” şeklinde ifade etmiştir.

Türk hukuk sisteminde insan dışındaki her şeye “mal” veya “eflya” olarak bakılmaktadır. İnsan merkezli bu bakış bir çok ülkede terk edilmiştir. Hayvanların, hukuki anlamda nitelendirilebilecek hakları olmasa da insanların sahibi olduğu haklara yakın evrensel değerlere sahibi olduğu kabul edilir. Türk hukuk sisteminde “insan” dışında ve ekonomik değeri olan her şey insanın sahip olabileceği mal varlıklarından sayıldığı için bunların edinilmesi ve kullanılması hukuki açıdan olasıdır. Sonuç olarak bazı hayvanların ekonomik değer olarak kabul edilmeleri sebebiyle zarar görmeleri halinde sahiplerinin uğramış olduğu ekonomik kayıplar “mal varlığı aleyhine işlenen suçlara” konu olmaktadırlar.

Hayvanları Koruma Kanununun birinci maddesinde, kanunun amacı açıklanırken kullanılacak olan “hayvanların” öznesi ile tüm hayvanların korunmasına bir gönderme yapılmışken Yasanın üçüncü maddesinde yer verilen tanımlamalarla da hayvanlar arasında kabul edilemez bir ayrım yapılmıştır. Bir hayvanın “süs hayvanı” olarak tanımlanması ayrımcılığın beraberinde hayvanların sosyal yaşamda ve hukukta hayvanın “mülk” olarak görülmesinin, insan dışındaki her şeye “mal” veya “eflya” olarak bakılmasının bir örneği olarak değerlendirilmelidir. Yasanın üçüncü maddesinde yapılan tanımlamalarla hayvanlar arasında da “sınıfsal farklılık” yaratılmıştır.

Hayvanları Koruma Kanununun madde 14/l’de yer alan ve toplum içerisinde, saldırgan olmaya eğilimli olduklarına ilişkin bir inancın var olduğu bazı ırklara ilişkin yasakların getirilmiş olması; “türcülük” ideolojisinin sürdü¤ünün göstergesi olarak algılanabilir.

Hayvanların tehlikeli ve saldırgan olmalarının altındaki sebebin hayvanın türünden değil; yetiştirilme, eğitilme yönteminden yani insandan kaynaklı olabileceği gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir. Hayvanların korunmasına ilişkin Yasanın dördüncü kısmında yer alan “İdari para cezası verme yetkisi, cezalar, ödeme süresi, tahsil ve itiraz” ifadeleri bu kanunun bir kabahatler kanunu düzenlemesi olduğunu ortaya koymaktadır.

Genellikle hukuk sisteminde “insan” dışında her şey eflya kabul edilmektedir. Bu sebeple de, mal varlığının konusunu oluştururlar. Başka bir anlatımla da, ekonomik değeri olan tüm her şey insana hizmet eden, insanın sahip olabileceği mal varlıklarıdır. Bunları edinmek, yani üstünde mülkiyet hakkı ve zilyetlik kurmak hukuken mümkündür. Dolayısıyla, etrafımızda her gün onlarcasını görmüş olduğumuz yaşamakta olan hayvanlar da mal sayılırlar, zarar görmeleri halinde, sahiplerinin uğramış olduğu ekonomik kayıp sebebiyle “ mal varlığı aleyhine işlenen suçlara” konu olmaktadırlar.

Bu açıdan baktığımızda; Türk Ceza Kanununda “mala zarar verme” başlığıyla 152. Maddesinde yer verilen ve haklı bir neden olmaksızın sahipli bir hayvanı öldürmenin veya zarar vermenin ceza gerektiren eylemler oldu¤unun belirtilmiş olması, üstünde ciddi olarak düşünülmesi gerekli olan ifadelerdir.

“Bir cana kıymanın veya zarar vermenin haklı bir sebebi ne olabilir?” Ayrıca bir hayvanın sahipsiz olması, kötü muameleye maruz kaldığında hukuksal açıdan ayrı bir uygulamayı haklı kılar mı? Sorularının sorulması gereklidir. Yine bir hayvana zarar verildiğinde hayvan sahibinin mal varlığı zararı bir biçimde giderildiğinde, şikâyetten vazgeçme ile devam etmekte olan davanın düşmesi, savcılığın kendi kendine soruşturma açma veya şikâyete karşın davaya devam etme yetkisinin olmaması ve yargılamanın durması konuları hatta adli sürecin şikayete bağlı olması etik açıdan ve hukuksal açıdan ciddi olarak ele alınıp tartışılması gerekli olan konulardır.

Sokaklarda yaşamakta olan hayvanlara, kötü muamele yapıldığında Türk Ceza Kanunu kapsamında bir yargılamanın değil, Hayvanları Koruma Kanunu çerçevesinde bir cezai uygulamanın yapılıyor olması yasalarda ayrımcılığın varlığını ortaya koyan bir örnektir.
Türk Ceza Kanununun 181 ve 182. Maddelerinde yer alan fiillere ilişkin cezaların yaşama saygı ilkesi çerçevesinde olumlu olarak değerlendirilebilir. Yine aynı Kanunun “Müstehcenlik” başlığını taşıyan 226. Maddede hayvanlara yönelik gerçekleştirilmiş taciz eylemlerine ait yazı, görüntü ya da sesleri içeren ürünlerin “tüketime” sunulmasının ceza gerektirdiğinin belirtilmiş bulunmasına karşın, bu eylemleri gerçekleştiren “insanların”!!! Göreceği cezalara ilişkin bir hükmün bulunmaması etik ve hukuk açısından bir yetersizlik olarak nitelenebilir.

Hukuk sistemlerinde hayvanların mülk olarak değerlendirilmesinin sebebinin; hayvanların çeşitli amaçlarla kullanılmasının işlevsel açıdan vazgeçilmez olduğu düşüncesinden kaynaklandığı ileri sürülebilir. Hayvanların mülk statüsünün değiştirilmesi yönünde bazı değişiklikler içeren, insanlara bazı sorumluluklar yükleyen pek çok hukuksal düzenleme gerçekleştirilmektedir ama bunlar hayvan refahı yaklaşımı temellidir ve bu da hayvanların insanların malı olduğunu kabul etmiş olan, “insanca” yollarla ve “gerekli” olduğu sürece kullanılmalarında (sömürülmelerinde) sakınca görmeyen bir yaklaşımdır.
Sonuç olarak; Türkiye’de Hayvanları Koruma Kanunu ivedilikle bir ceza kanunu uygulaması haline getirilmeli; yasalarda var olan sahipli hayvan ile sahipsiz hayvan ayrımı kaldırılarak hayvanlar mal olarak değil bir can olarak değerlendirilmelidir.

Yorum yapın